24 Mayıs 2015 Pazar

Ah İstanbul Vah İstanbul

Tamam güzelsin.. Sıcak bir hava olsa bile, tatlı bir boğaz esintin var serinleten, her yer bina olmuş ama her ihtiyacımız da elimizin altında (bazen abartılmış kadar fazla olsa bile), cezbedeci büyüklükte olduğun için herkes 'bana da bir yer (!) vardır' düşüncesiyle koşa koşa sana gelir olmuş ...  Seni anlatmaya kalksam roman olur da, ben sadece yaşadığım sıradan bir cumartesi gününde hissettiklerimin bir parçasını anlatmaya çalışacağım.. alınmaca yok :)

Eşim ve kızımla birlikte yine İstanbul' dayız, bu kez halletmemiz gereken o kadar çok işimiz var ki (her geldiğimizde de aynı duygu oluyor nedense); alışveriş (Mina' dan dolayı; listemiz baya uzun), yakınlarla görüşme, dinlenme (eşim Adıyaman' da çalışınca İstanbul' u da bir nevi tatil sayıyoruz), Mina'nın doktor kontrolü vsvsvs.. İlk geldiğimiz günden anladım ki; zorlu bir İstanbul haftası yaşayacağız :(

Dün, sabahın erken saatlerinde Mina'yı ve annemi de alıp Bağdat Caddesi' ne gittim. (erken gideyim ki işlerimin bir kısmını halledeyim diye) Sanırım herkes benimle aynı şeyi düşünmüş; saatin 10:00' unda trafik ?! (anneme göre artık her saatte İstanbul' da trafik var, 3 senede bu kadar mı değişti yaa İstanbul diye düşünmeden edemiyorum) Kalabalıktan, mağazalara giremiyorsunuz, girseniz de ihtiyacınızı bulmanız mümkün değil, yolda yürüyemiyorsunuz, kafeler zaten tıklım tıklım karnınızı da doyuramazsınız.. 2 saatte işimin sadece 'yüzde, belki de binde birlik :)' kısmını halledip attık kendimizi arabaya, evin yolunu tutmaya.. Adıyaman' dan İstanbul'a 1 saat 40 dakikada gelip, Bağdat Caddesi' nden Acıbadem' e 40 dakikada gitmek biraz ironik oldu ama tabi büyükşehirdeyiz.. E biz de hafta içi gideriz işleri halletmeye, yol verelim hafta sonunu dışarıda geçirmek zorunda kalanlara..

Ben burada yaygara koparacak değilim, neden bu şehir böyle? otursun millet evinde kardeşimm diyecek halim yok.. Sonuçta hafta içi deliler gibi çalışmış, Türkiye ekonomisinin başını çeken insanlar topluluğunun da tek 'düzenli' boş zamanları var ; hafta sonları.. İşte asıl bu şehirdekiler 'Pazartesi Sendromu' yaşıyor; yoğun geçen hafta içileri, iş telefonlarından normal görüşmelere bakmaya usanan, hayatın ne olduğunu unutan, sadece iş-ev arasında mekik dokuyan, iş yerindeki bütün sıkıntıları içine atmak zorunda kalan (sonuçta büyükşehir çalışma hayatın, 'çiftesi pek olur', çeneni tut yoksa ayağını kaydırıverirler)... hafta sonu gelince de Cem Yılmaz' ın açık büfe esprisi gibi; onu da alacağım, bunu da istiyorum, bunu da bunu daa diye tabağını dolduruverirsin; bu kadar işin varken trafik sana eziyet gelir içindeki canavarı da çıkarırsın (planladığın bir ton işin vardır ama vaktin kısıtlı ve trafik var ne yapacağın sen de haklısın !?! ) tamam dersin geri kalanı Pazar günü halledeyim, ama deja-vu yaşar elin boş dönersin yine evine.. Pazar akşamı da; sempatik bir 'Pazartesi Sendromu karikatürlerinden' birini seçip instagram ve facebook hesabında yayınlar, yoluna devam edersin... Kolay iş değil..

'Ey beni bir yerlerden okuyan, İstanbul' a gelmeye çalışanlar' ; aldanmayın şehrin sakin görünüşüne, iyi maaş (!) getirdiğine, sakinliğin içine girersen kaybolursun, maaşını alırsın 10 katı da harcama yapar ay sonunu getiremezsin (eee İstanbul olmak kolay değil, pahalı şehir neme lazım), ama alışırsan buraya bir daha da terkedemezsin; en ağır bağımlılıktır İstanbul.. kanına girdi mi,  geri dönüşü olmayan yoldasındır, şikayet edersin edersin ama yine de yaşarsın..

Boğaz

! İyi Pazarlar ! ...

1 yorum :